05 03 2009

KADIN KÂİNATIN BAŞ BELÂSIDIR...

 

 


 

          Zil butonuna defalarca bastım. Evde yoktu.

          Mecalsiz ellerim çantamdan anahtarları buldu, kapıyı açtım. Karanlık ve ıssız bir mağaraya girercesine içeriye süzüldüm.

          Kız arkadaşımla bu akşam, doğum günümde dışarıya gitmek yerine, onun hazırladığı yemeğimizi evimizde baş başa yiyecek, mum ışığı altında birbirimizin çırılçıplak vücuduna sımsıkı sarılacaktık. Ben onun saçlarını okşayacaktım, o benim tenimi koklayacaktı.

          Bütün bunlar onun fikriydi.

          Yoğun bir çalışma günü sonrası yorgunluktan bitap düşmüştüm. Ayakkabılarımı çıkarmadan, giriş kapısının yanındaki koltuğa kendimi attım.

          Ona inanmak ne büyük bir aptallıktı, tanrım. Haber verme zahmetinde dahi bulunmamış, beni piç gibi ortada bırakmıştı. Cep telefonunu aradım, kapalıydı.

***

          Her erkek gibi ben de kadınlardan çok çektim. Çocukluğumda babamdan bir fiske dahi yemedim, ama annem beni çok dövdü. İlkokul yıllarımda bir kıza aşık oldum, o başkasını sevdi, kahroldum. Eşek bile aynı çukura bir defa düşermiş, ben iki defa evlendim ve donuma kadar soyulma pahasına da olsa onlardan boşandım.

          Sinirden bütün adalelerim kasılmış, koltuğa yığılı vaziyette, karanlık odada öylece kalakalmıştım. Allah’ın belâsı kız arkadaşım doğum günümde favori yemeğim kuru fasulye-pilavlı ve çilekli doğum günü pastalı mönüyü bile tespit etmiş, o gece için küçük bir sürprizi de olacağını söylemişti.

          Sürprizi, doğum günümü unutmakmış meğer.

***

          İnsanlık tarihi boyunca kadınların erkeklere çektirdikleri acıdan aldıkları zevk, orgazmdan bile daha büyüktür. Kleopatra, Sezar'ı; Josephine, Napoleon Bonaparte'ı kadınlıkları ile cezalandırdılar. Zavallı Kerem, Aslı yüzünden çöl ateşlerinde kavrulup kül oldu. Osmanlı padişahı koskoca 'devlet-i cihan' Birinci Abdülhamit bile, delicesine aşık olduğu baş kadını Rahşan için; "Ayağının altını öpeyim gel bu gece. Allah-u tealâ aşkına beni mahzun eyleme. Sana kul ve kurban olayım, efendim!" diyerek acılar içinde kıvrandı. Şeytan, biz erkeklere hep kadın suretinde göründü, bizleri cilveleriyle helâk etti. Yasak meyveyi yediği için Havva Anamızı ve tüm kadınları adet günü ve doğum sancıları ile cezalandırmadı mı yüce Allah? Zul-Halasa puthanesinin etrafında kıçlarını çalkalayarak erkekleri imandan çıkaran ve Hz. Muhammet Mustafa’yı yalanlayanlar Devs Kabilesi kadınları değil miydi? Resulû Ekrem efendimiz Mirac'a çıktığında, Cehennem halkı çoğunluğunun kadınlardan meydana geldiğini görmüştü. Uhud Savaşı sonunda Küreyşli müşrik kadınlar zaferlerini kutlamak için Müslüman şehitlerin burunlarını, kulaklarını keserek kolye yapıp boyunlarına asmışlar, Ebu Sufyan'ın karısı Hind, şehitlik mertebesine yükselen Hz. Hamza'nın karnını hançeriyle yardıktan sonra ciğerini çıkarıp, ağzında çiğnemişti.

          Kadın yüzünden;
          Hz. Âdem Firdevs Cenneti’nden kovulmuştu.
          Nuh Tufanı ile yeryüzü sellere boğulmuştu.

           Hak peygamberleri de kadınlar yüzünden çok ıstırap çektiler. Maria Magdelena'yı fahişelikten kurtaran İsa Peygamber, adet kanamalı bir kadının elbisesini ellemesi üzerine İncil'in Yeni Ahit kısmında,"Bana dokunan kadın tüm gücümü ve umudumu yok etti!" diye kızgınlıkla haykırmış, Musa Peygamber aybaşı halindeki kadınların -uğursuzlukları yüzünden- kuyudan su çekmesini, tohum ambarlarına ve sebze bahçelerine girmesini yasaklamıştı.

          Kadın cinsi, biz erkeklerin imanını kalbura çevirmiş, Allah-u azze ve cellenin beytini harap etmiş ve bütün erkekleri mahşer lâvlarına fırlatıp atmıştı.

Kadın;
Allah’ın umumi feyzini söndürendir,
Cilvesiyle erkekleri mum gibi eritendir,
Tatlı balı sirkeye çevirendir,
Gözleri toz bulutuyla kör edendir.
Bütün günahların köküdür,
Yeryüzündeki kötülüklerin özüdür.

Kadın;
Musibetliğin alâsıdır.

Kâinatın baş belâsıdır.

***

          Sinirden kaskatı kesilen bedenimin yorgunluğa ve hayal kırıklığına daha fazla tahammülü kalmamıştı. Uzandığım koltuğun üzerinde içim geçmiş, uykuya dalmaya hazırlanırken belli belirsiz bir müzik sesi duydum. Uyku sersemliği ile irkilip, hızla yerimden fırladım. Sesin geldiği yöne, yatak odasına doğru seğirttim. Kapıdan fersiz bir ışık süzülüyordu. 

           Aydınlığa doğru yaklaştım, merak ve telaş içindeydim.
           Yarasa çığlıklı karanlık mağaramdan çıkmak üzereydim.

 

           Odaya girdim. Yemyeşil ormanların kokusunu soludum, bülbül şakımaları duydum.

          Gül müydü o kokan tanrım, yoksa Yasemin mi? 

          Kadınım, yatağın üzerinde çırılçıplak, sere serpe uzanmış ve süt beyazı bacaklarını iki yana fütursuzca açmış, öylece yatıyordu. O öpülesi cinsel organı krema ile kaplıydı. Üzerinde de tek taş bir çilek.

           Bedenime gürül gürül renk şelaleleri akıyordu.
           Mor yansımalarda erkekliğim şaha kalkıyordu.

          Riyakâr erkeksi benliğim delicesine kırbaçlanırken, kalbim aşk mızraklarıyla delik deşik oluyordu.

          Savaş ve terörden uzak, zevkin yaldızlı davetiyesini sunuyordu, aşk.
          
          Ruhum insanlık prangalarından artık kurtulmalıydı.
          İnsan olmamın ödülü kalbim sadece aşkla dolmalıydı.

          Nefret ve kin yerine aşkın şeker pembesi yumuşaklığını seçtim
          Gülşen-i musikiyi andıran kadınımın sesiyle kendimden geçtim.

          -Doğum günün kutlu olsun sevgilim. Hadi gel artık. Pastanın kreması erimek üzere!

 

 MEHMET T. ÖZCİĞER 


2002 

 

 

 

 

0
0
0
Yorum Yaz