11 02 2009

FUTURISM VE TÜRKİYE


    
Pasifik Okyanusu'nun güneyindeki Okyanusya'da yer alan Nauru Adası; 21 kilometrekare büyüklüğünde, oval biçimli, sahilleri bembeyaz kumlu, 12 bin kişilik nüfusuyla mutlu insanların yaşadığı cennet gibi bir ülkedir.

      Siyasi yönetim biçimi parlamenter demokrasi olan Nauru'nun milli geliri vatandaşları arasında eşit ve hakça paylaştırılır. Kişi başına düşen yıllık gelir 5,000 dolardır. 1999 yılında Birleşmiş Milletler üyesi olan Nauru Cumhuriyeti'nin hiçbir dış ülke ile siyasi ve ekonomik problemi yoktur. Ülkede; işsizlik oranı 'sıfır', yıllık enflasyon eksi (-)%3,6’dır. Devlet tüm vatandaşlarının sağlık ve eğitim hizmetlerini karşılamakla mükellef ve de ülkede silahlı kuvvetler olmadığı için Naurulular askerlik yapmıyorlar.

      1968 yılında Avustralya’dan bağımsızlığını kazanan Nauru'da konuşma ve ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı hiçbir anayasal yaptırım uygulanmıyor. Amerika Birleşik Devletleri İnsan Hakları Demokrasi Bürosu ve CIA raporlarına göre; Nauru Cumhuriyeti'nde siyasi mahkûm, tutuklu gazeteci, politik suikast, çeteler ve işkence mevcut değil. Nauru'da mahkûm olmak bile çok güzel. Genelde sarhoşluk nedeniyle işlenen suçlardan cezaevinde kalan mahkûmları bütün akrabaları ve bağlı bulunduğu kilise mensuplarının günün 24 saati ziyaret etme hakları var.

      14 bölgeden oluşan Nauru'da başkent yok. Ayni zamanda başbakan da olan devlet başkanı Marcus Stephen üç kez olimpiyatlarda mücadele etmiş eski bir halterci. Nauru Cumhuriyeti'nde tek bir resmi siyasi parti olmasına karşın 18 üyelik parlamentonun tamamı bağımsız adaylardan oluşuyor.

      Nauruluların büyük mutluluğunun nedeni ise kuş boku! Binlerce yıldır adada depolanan kuş pisliklerinin oluşturduğu yüksek kaliteli fosfat ihracatı ülkenin tek gelir kaynağı.

      Üç tarafı denizlerle kaplı, doğal madenler bakımından çok zengin olan ve 82 yıl önce kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nde kişi başına düşen verimli toprak alanı, sadece kuş boku sayesinde refah içinde yaşayan Nauru vatandaşlarına oranla çok daha fazla olmasına rağmen; Türkiye'nin 200 milyar dolar dış borç ile 21. Yüzyıl’a girmesi garibinize gitmiyor mu?

 ***

      Mithat Paşa’yı Taif Kalesi zindanlarında boğduran, imparatorluk hudutları içinde çok geniş kapsamlı hafiye teşkilatı kuran ve erkeklik gücünü artırdığına inandığı için her gün üç adet horoz beyni yiyen. II. Abdülhamit’in tahtından indirilip sürgüne yollandığı 1909 yılında, İtalyan şair Filippo Tommaso Marinetti, şiir ve edebiyat alanında kalıplaşmış geleneklere savaş açan "Fütürist / Gelecekçi Manifesto'sunu" yayınlıyordu.

      20. Yüzyılın başlangıcında Osmanlı İmparatorluğu can çekişirken, Marinetti'nin Fütürist Manifestosu'nun şiir ve edebiyat alanında başlattığı devrim kısa zamanda heykel, sinema, müzik, moda ve mimarlık dallarına sıçradı. Şairler; içlerinden gelen ilham ile doğaçlamadan kafiyesiz şiirler yazdılar, ressamlar fırçaları ile hiçbir kurala bağlı kalmadan hareketi ve ivmeyi sembolize eden kompozisyonlar resmettiler. Edebiyat dalında hayal duvarlarını yıkan bilim-kurgu eserler verildi. Fütürist Manifesto, Avrupa’nın kalıplaşmış sanat kuralları ile alay edip, yeniye ulaşmak için tek çarenin eskinin tamamen yok edilmesi ile mümkün olacağını savundu.

      Avrupa’dan sonra Amerikan sanat çevreleri de Fütürist Manifesto'dan büyük ölçüde etkilendiler. Rus Çarlığı'nı yıkan Lenin Fütürizm'den ilham alarak; "Sosyalizm + Elektrik = Komünizm" formülü doğrultusunda Sovyet ideolojisi ve Bolşevik devrimin temellerini attı.

      İnsan beyninin tek ürünü olan düşünce özgürlüğünü savunan Fütürizm'in en büyük etkisi ise bilim ve teknoloji alanlarında kendini gösterdi. Geçmişte yapılan bütün keşif ve icatlar göz ardı edilerek üretilen yeni bilimsel teoriler Avrupa modernizasyonuna temel oldu. Toplum içindeki insanlık davranışları eleştirilip, 19. Yüzyıl Victoria Çağı'nın ahlâksal riyakârlığına karşı savaş açıldı.

      Marinetti'nin Gelecekçi Manifesto'su savaş endüstrisinde de birçok yeniliğe yol açtı. Düşmanlarını hegemonyaları altına almak isteyen emperyalist ülkelerde, Fütüristik felsefe ile geliştirilen Nanoteknoloji sayesinde biyolojik ve termo-nükleer başlık taşıyan kıtalararası füzeler fikri ortaya atıldı. Cephede savaşan askerlerin kimyasal silahlardan korunabilmeleri için ‘ikinci deri spreyleri’ imal edildi. Fütürizmin köklerinden yeşeren Transhümanizm dalında ise; kendi kendine düşünebilen bilgisayar sistemleri, insanlarda hayat ortalamasının arttırılması, kişiliği daha olumluya yönlendirecek ilâçlar, uzayda koloniler oluşturmak, maddelerin molekül ve atom yapıları değiştirerek yeni ürünler elde etmek konularında büyük gelişmeler kaydedildi.

 ***

      Osmanlı İmparatorluğu alışkanlığına son vermek ve yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nın eski ile olan ilişkisini kesmek için çok kısa sürede alfabe, kılık kıyafet, din ve mistik doktrinlere karşı köklü devrimler gerçekleştiren Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye'nin ilk ve tek Fütüristidir!

 ***

      20 Şubat 1909 tarihinde, La Figaro Gazetesi'nde yayımlanan Fütüristik Manifesto ile İtalyan şair Filippo Tommaso Marinetti tüm dünyaya meydan okuyor:

     ..."Bizler; insanlığın gelişmesine engel olan bütün tabuları yıkıp; cesaretin, enerjinin, tehlikenin ve bilinmeyenin aşk şarkılarını söylemek istiyoruz. Geleceğin gizemine ulaşmak dışında hiçbir kavram ve estetik tanımıyoruz.

      Geçmişin küf kokularını yok etmek için  kâinata yeni boyutlar verebilecek güçteyiz!

      Aklın tek ürünü olan düşünceyi özgür bırakıp, geleceğin sırlarına gelin hep birlikte ulaşalım!

     Şiirde temel öğeler cesaret, cüret ve isyandır. Edebiyat durgunluktan ve uyuşukluktan sıyrılmalıdır. Edebiyatta işlenecek konular saldırgan hareketler, kavga ve dövüştür.

     Dünya yeni bir güzellikle zenginleşmiştir. Yeni güzellik ise hızdır.

     Ancak kavga güzeldir. Saldırgan niteliksiz bir şaheser olamaz. Şiir tanınmayan ve bilinmeyen güçlere karşı saldırgan olmalıdır.

     İmkânsızlığın zincirlerini kırmak için geçmişe ve efsanelere kesinlikle ihtiyacımız yok. Milli kahramanları ile övünen tarihi, geçmiş ve şimdiki zamanı öğreten üniversiteleri, eskiyi sembolize eden müzeleri ve mezarlıkları geleceğin gücü sayesinde yerle bir etmeliyiz. En ihtiyarımız daha 30 yaşında... 40 yaşına geldiğimizde bizlerin fikirleri de eskimiş olacak. Meşalemizi taşıyan genç nesiller tarafından eskidiğimiz için birer kâğıt parçası gibi çöp tenekesine fırlatılmaktan başka hiçbir amacımız yoktur!

      Biz Fütüristler limitsiz özgürlüğümüz için; profesörlerin leş kokulu kangrenleşmiş öğretilerine, insanlığı eskiye bağlayan arkeolojistlere, geçmişin ikiyüzlü bayatlamış değerleri ardına saklanan inanç fanatiklerine de karşıyız!

      Bizler; ateşin, enerjinin ve eskiye nefretin temsilcileriyiz!

      Başınızı kaldırın...

      Dünyanın doruklarında, gökyüzündeki yıldızlara meydan okuyan bizleri göreceksiniz!"

MEHMET T. ÖZCİĞER

2005

0
0
0
Yorum Yaz